İkarus’un Güneşe Yolculuğu

2322

İkarus, önemli bir mitoloji kahramanıdır. Öyküsü ve verilmek istenilen mesajlar şöyledir:

İkarus’un babası Daidalos bir mimardır. Sürgüne gönderildiği Girit Adası’nda Kral Minos’un yanında çalışmaya başlar. Kardeş kavgasından sonra Tanrı Poseidon’un yardımı ile tahta çıkan Minos, Poseidon ile yaptığı anlaşmayı uygulamaz. Bu duruma kızan Poseidon intikam almak için Minos’un karısı Pasiphae’nın bir boğaya âşık olmasını sağlar ve karısı bu aşktan Minotaur adlı yarı insan yarı boğa bir çocuğu olur. Minos bu yaratığı saklamak ister ve dönemin en önemli mimarlarından Daidalos’u çağırır ve bu yaratığı saklayacak bir labirent inşa etmesini ister. O da görevini yerine getirir.

Kral Minos, hâkimiyeti altındaki sitelerden her yıl belli dönemlerde 7 kadın 7 erkek kurban alır ve bu kurbanları labirentin içinde yaşayan Minotaur’a yem olarak verir. Artık kurban vermek istemeyen Atinalıların adına savaşçı Theseus, Girit’e tek başına gelir ve labirentin içindeki Minotaur’u Daidalos’un da yardımı ile öldürür. Kral Minos’un kızı Ariadne ise kahraman Theseus’a âşık olur. Labirenti inşa eden Daidalos’tan yardım alarak Theseus’la birlikte Girit adasından kaçarlar.

Bu ihaneti öğrenen Girit Kralı, çıkışı birilerine söylerler diye Daidalos ve oğlu İkarus’u bir kuleye kapatır. Ancak Daidalos kuşların pencerelerinin önüne bıraktığı tüylerden kendine ve oğluna birer kanat yapar ve balmumuyla bunları sırtlarına bağlar. Havalanmadan önce de oğlunu uyarır. Ne çok alçaktan, ne de yüksekten uçmamasını, çok alçaktan uçarsa nemli havanın kanatlarını ağırlaştıracağını ve çok yükseğe çıkarsa da güneşin, balmumunu eriterek kanatları yakacağını tembih eder. İkarus uçmanın verdiği büyük hazla bunları unutur; uçabilme özgürlüğü ile babasını dinlemez. Semayı ufukta gören İkaros’un yükselmesini engellemek mümkün olmaz. Aydınlığa doğru yükseldikçe yükselir İkarus. Ta ki güneş, kanatlarını tutan balmumunu eritene kadar. Kanatları kopar, Ege’nin sularına düşüp kaybolur. Hür olmanın, yükselişin, aydınlanmanın çağrısı, İkarus’a pahalıya mal olur.

İkarus, her şeyi göze alıp güneşe ulaşmaya çalışan cesur bir karakterdir. O, güneşe hazır olmadan ulaşmak istemiştir. O, aslında göze alabilmektir. Ölüme gitmiştir İkaros, sadece hürriyeti bir kere olsun tüm hücrelerinde hissedebilmek için. Kanatlarının yanacağını fark etse de ışığa uçmaktan vazgeçmemiştir. Geri dönmek, İkarus’a göre değildir.

Ona verilen şu nasihat çok önemlidir; “ne çok yüksekten, ne de alçaktan uçmamak”; aslında tüm insanoğlunun yaşamında uygulaması gereken denge mottosunu hatırlatır. Uçlarda değil merkezde olmak, yani bazı duyguların bireyi kontrol etmesi değil; kişinin tümüyle kendine hâkim olması ve kendi kendinin efendisi olma gerekliliğidir anlatılmak istenilen.

Kimilerine göre ise bu mitte İkaros, başarısından dolayı gurura kapılmış ve haddini aşıp sınırlarını zorlayarak, kendi nefsini kontrol edemeyişi; haddini bilmemeyi simgeler. Erken davranmak, acele etmek ya da sınırlarını aşmaktır. O bir an sınırları aşabileceğini düşünmüş, belki de hiç düşünmeden hissettiği özgürlüğe kanat çırpmış ancak hazır olmadığı için düşmüştür.

İkarus miti, öğrenme ve özgürlük tutkusunun bedelini de anlatır, belki de anlatılmak istenilen, yaşarken yeni bir hayata doğabilen bireylerin, yani kendisinde köklü değişim yapıp iyi, doğru ve güzele giden ve hakikati arayanın; bulacağı olguların ona ağır bedellerinin olabileceğidir. Peki, biz buna hazır mıyız? Esas soru budur. Yaşam seçimdir ve bedel ödemektir; biz bu bedele hazır mıyız? Neredeyiz? Nereye gitmek istiyoruz? İzleyeceğimiz yolu kendimiz bilinçli bir şekilde mi seçeceğiz? Gerektiğinde daha yüce bir iyilik için küçük bir kötülük yapmayı dahi göze alabilecek güce ve sorumluluğa sahip miyiz? Kendimize hâkim miyiz yoksa rüzgârda yalpalayan yaprak misali etkilere açık mıyız? Kabala öğretisinde hayat ağacında yer alan merhamet ve kuvvet sütunlarını dengeleyebiliyor muyuz yoksa onlar mı bizi yönetiyor? Mikro anlamda bir yaratıcı olabilecek miyiz yoksa adımız bizimle birlikte unutulup gidecek mi?

İkarus olmak, özgürlük ve öğrenme tutkusudur ancak hazır olmadan, kontrolsüz, basamak basamak içselleştirmeden, hakikati hızla ve daha yakından görme ve öğrenme dürtüsü düşüşüne sebep olur.

Kıssadan Hisse ise şudur…

Denildiği gibi: “Işık uykulu gözlere yavaş yavaş verilir.”

Berk Yüksel

 

.