KAN POLİTİKASININ 298 KURBANI

2398

Binlerce yıl boyunca Dünya dediğimiz yerküre içerisinde süregelen çatışmalar, yazılı tarih içerisinde yalnızca iki yüz yıl kadar duraksamıştır.

 

İnsanoğlu yapısı itibari ile dünyadaki tüm yırtıcılardan daha ölümcül, daha tehlikeli ve daha zorba olduğunu hemen her dönemde göstermiştir. Öyle ki bunu bir politika haline getirerek kendinden olmayanları bu yöntem ile bastırarak üstünlük kurmaya çalışmış ve maalesef çoğu zaman başarılı olmuştur.

 

Günümüz medeni dünyasında yazılı ve sözlü birçok kural olmasına rağmen geçmişten gelen huylarını asla kaybetmeyen insanoğlu, savunma kısmında başvurması gereken en son tercih olan çatışmayı, bizzat saldırı pozisyonunda ilk yöntem olarak rahatça kullanabilmektedir.

 

Bugünlerde bu tip politikaların odak noktası olan Ortadoğu, Kuzey Afrika, Doğu Türkistan ve Doğu Avrupa da yaşayan insanlar geçmişten gelen alışkanlıkların kurbanı olarak acımasızca katledilmektedir.

 

Özellikle 1800’lü yılların başında emperyalizm akımı ile doruğa tırmanan çatışmacı zihniyet bu bölgelerde bulunan tüm insanlara derin acılar verirken, özellikle okyanus ötesi için büyük nimet arz eder olmuştur.

 

Bu yakaladığı büyük ganimeti insan hayatından üstte tutan zihniyetler nedeni ile yüzlerce insan hayatını kaybetmiştir. Özellikle sivillere yönelik saldırılar bu bölgelerde ki hukukun, insan haklarının, adaletin ve yasaların olduğu gibi büyük devletlere çalıştığını ortaya koymaktadır.

 

Yine bu çatışmacı zihniyetin ürünü olan ve halen devam eden Ukrayna-Rusya mücadelesi aslında derin manalar yüklenebilme özelliğine sahip, bu bölge ile kalmayan, tümüyle küresel yaşamı etkileyen önemli bir mücadele olarak tarihe geçmektedir.

 

Öyle ki geçtiğimiz günlerde sivil havacılık ile alakası olan ve yalnızca görevi yolcu taşımak olan bir Boeing-777 tipi yolcu uçağı Ukrayna ile Rusya sınırı arasında kalan 60 km’lik bir yayda çatışmaların tam ortasında karadan havaya füze ile düşürüldü.

 

Yazılı tüm savaş kurallarının taraflara yüklediği sorumluluklar bir anda hiçe sayılmış ayrıca sivil toplumu etkilememesi gereken bir hadise de tarafların sivil halklarının yanında civar ülkeleri ve hatta kıtalar arası ülkeleri doğrudan veya dolaylı olarak etkilemiştir.

 

 

Malezya Havayollarına ait bu uçağın düşmesi ile birlikte 283 yolcu ve 15 mürettebat hayatını kaybetmiştir. Kazanın akabinde kısa bir süre dahi olsa maalesef kurtarma çalışmaları devam eden çatışmalar nedeniyle başlayamamıştır.

 

Aslında kaza denmesi gerekirken ben maalesef artık bu tip olayları kaza olarak göremeyenlerdenim. 10000 metre irtifada seyreden bir uçak hiçbir uyarı yapılmadan ve belki de o esnada daha ne olduğu saptanamayacak bir sürede karadan vuruluyor?

 

Düşünceler ilk anda bu tip bir durumda sabotaj olması gerektiğini vurguluyor. Devamında ise daha kötü bir düşünce beliriyor zihinde. Saldırıların direk olarak sivillere yöneldiğini düşünmem ile birlikte insanoğlunun bu kadar vahşileşebileceğine inanmak istemiyorum.

 

Sonucu her ne olursa olsun hiçbir mücadele taraflar dışındakilere zarar vermemelidir. Saldırıların sivilleştirilmesi demek insanlık onurunun zedelenmesi ve bundan sonraki nesillere aktarabilecek iyi şeylerin de yok edilmesi demektir.

 

Ayrıca sitemizde yayınlarımızın genellikle havacılık temalı konular olmasına özen göstermemize rağmen bu yazıyı tamamlarken başka bir önemli mevzuya değinmemem insan olarak yüklendiğim sorumlulukları hiçe saymam anlamına gelmektedir.

 

Bu yüzden Gazze’de yaşananlara sessiz kalamayacağım.

 

Şımarık çocuklar misali saldırılarına dur durak vermeden devam eden bir ülkenin Ortadoğu’yu cadı kazanı gibi kaynatması bu coğrafyada yaşayan bir insan olarak beni rahatsız etmektedir.

 

Bölgede bir kolluk kuvveti gibi istediğine kanunları hiçe sayarak bomba yağdırabilen bir zihniyetin yaptıklarını eminim ki kendi halkından bile kabullenmeyen insanlar vardır, olacaktır!

 

Üstünde hüküm sürdüğü torakları zorbalık ve katakulli ile kazanan bir zihniyetin yaydığı nifak tohumları her yıl, her gün, her saat can ve canlara mal olmaktadır.

 

Yazımın ilk cümlelerinde bahsettiğim savaşma güdüsünün yaygınlaşması ve kandan beslenme tanımının en bariz örneği şuanda Gazze’yi acımasızca vurabilen İsrail ile günümüzde mana kazanmaktadır.

 

Daha barışçıl ve düzgün bir dünya için tüm devletlerin elini taşın altına koyması gereklidir. Göstermelik sadaka politikası, günü kurtarma düşüncesi, yalan ve dalavere hiçbir büyük devlete yakışmayan etik yoksunu davranışlardır. Bunun yerine gerçek anlamda sorumluluk almak gereklidir.

 

Unutulmamalıdır ki bu günlerde Ukrayna’da meydana gelen uçak kazası, Gazze’deki insanlık ayıbı, Irak’ta terör örgütlerinin gerçekleştirdiği kıyımlar, Mısır, Libya, Doğu Türkistan, Kosova, Osetya’da meydana gelmekte olan akıllara durgunluk verecek saldırılar ve daha sayamadığım birçok durum egemen devletlerin uygulandığı bencil politikaların ürünüdür.

 

Tüm bu kan politikalarını bölge milletlerinin durdurmasının en önemli yolu eğitimdir. Eğitimsiz toplum yitik geleceğin ve köle olmanın habercisidir.  

 adil can kavcarSaygılarımla,

Adil Can KAVCAR.