Santa Cruz Havaalanı Uçakların Çarpışması

3821

Olay 27 mart 1977’de, Kanarya Adalarında bulunan Santa Cruz Havaalanında gerçekleşiyor. Yolcu dolu iki jumbo jetinin çarpışması sonucu, inanılmaz bir facia yaşanıyor. Yoğun sisin, hava trafiğinin ve iletişimin neden olduğu faciada, 582 kişi hayatını yitirdi.

Kaza, santa cruz’da haftanın en kalabalık günü olan pazar günü oldu. Bu tatil beldesinde pazar günleri, günde 180 uçak inip kalkmaktaydı. Bu pazar günüde, tenerif’deki eski volkanın çevresinde, her zaman olduğu gibi, hava sisliydi. Santa Cruz Havaalanında trafik o gün epey yoğun, ortalık karışıktı. Komşu Gran Canaria adasının Las Palmas Havaalanında, kanarya adaları özgürlük hareketi teröristlerinin yerleştirdiği bir bomba patladığı için Las Palmas Havaalanı kapatılmıştı; uçaklar santa cruz’a indiriliyordu. İnen uçakların arasında iki boeing 747 jumbo jetide bulunmaktaydı: Amsterdam’dan kalkan Hollanda’nın KLM uçağı ile, New York ve Los Angelas’ten gelen Pan-am uçağı.

Öğleden hemen sonra Santa Cruz Havaalanı beklenenden çok kalabalıktı. Pistte, uçuş izni bekleyen 12 uçak vardı. Terminal binası yanındaki kulede görevli üç hava trafik kontrolörü, bu karmaşıklığı çözmeye çalışıyorlardı. Sis de giderek yoğunlaşıyor, ana pistin ışıkları yanmıyordu.

En önemli sorun ise, havaalanında bulunan üç radyo frekansından ikisinin bozuk olmasıydı. Uçaklar bir tek frekanstan kalkış izni beklemekteydiler. Kısacası felaket için herşey hazırdı.

Havaalanındaki görüş mesafesi artık 500 metreye kadar inmişti ve bu mesafe kalkış için yeterliydi. ne var ki, sisin giderek yoğunlaşacağı anlaşıldığından ve kimse geceyi Santa Cruz’da geçirmek istemediğinden, iki jumbo jetin mürettebatı, bir an önce Las Palmas’a gidebilmek için sabırsızlanıyordu.

Santa Cruz’un ana pisti, iki mil uzunluğunda olup denizden 700 metre yüksekliktedir. Pist doğudan batıya doğru uzanır. Buna parelel olan ikinci pist, terminal binasına gelip giden uçaklar tarafından kullanılır. Bu iki pist, iki uçta ve ortada dört ara yolla birleşir.

Saat 17:00’den birkaç dakika önce van zanten ile grubbs, kuleden uçuş için hazırlanma talimatı gelince derin birer soluk aldılar. İkinci pist çok dolu olduğu için, her iki pilotada, uçaklarını ana piste çıkarmaları söylenmişti. KLM ile Pan-am jetleri, ana pistin doğu ucuna aynı anda vardılar. Kontrol kulesi, iki jetin batıya doğru gidip öteki uçtaki kalkış noktasına ilerlemelerini istedi. KLM uçağı önde olmak üzere iki uçak hareket etmeye başladı.

Sis etkisinden dolayı uçakların hareketleri üç hava trafik kontrolörü tarafından görülmüyordu. Santa Cruz Havaalanı’da yer radarı bulunmadığından, kontrolörler yerde ağır hareket eden uçakların ne yaptıklarını seçemiyorlardı. Bunun için, yalnızca tek kanaldan çalışan telsizleri vardı. İşte communication sistemlerinin ne kadar önemli olduğunu burda görmeye başlıyoruz.

Kontrol ulesi KLM uçağına ‘doğruca pistin sonuna kadar git ve dön’ emrini verdi. Pilot Van zanten’in dev jeti ağır ağır hareket etmeye başladı.

Diğer pilot Grubbs da kuleden talimat almıştı. İleri gidecek ve soldaki arayola saparak pisti terk edecekti.

Santa Cruz’un ana pistinden sola ayrılan üçüncü arayol, c-3 diye anılır. Buradan 130 derecelik bir dönüşle terminal binasına gidilir. Bu, bir pan-am jumbo jeti için epey ağır ve güç bir manevraydı. Dördüncü arayol c-4 ise bir daire çizip ana pistin baş tarafına geliyordu ki, burada klm jeti, şimdi kalkış için dönüşünü tamamlamaktaydı.

Kaptan pilot van zanten manevrasını tamamladı ve uçağın burnunu, önündeki iki millik uçuş pistini kaplayan sise çevirdi. ancak sisin ardında da ağır ağır kendisine doğru gelmekte olan pan-am uçağı vardı.

Pan-am jeti c-3 yolunu geçip c-4’e doğru yol alıyordu. kaptan pilot van zanten’in ikinci pilotu da o anda kontrol kulesine şu mesajı iletmekteydi: ‘klm 4805, kalkışa hazır. Kalkış izni istiyoruz.’

Kule:’Anlaşıldı. Kalkış için beklemede kal. Haber vereceğim.’

Kule bunun üzerine pan-am uçağına pistten çıkıp çıkmadığını sordu. Pan-am’dan henüz pistten çıkmadığı yanıtını alınca da, pan-am ikinci pilotuna pistten çıktığının hemen bildirilmesini söyledi. Ancak birkaç dakika sonra klm uçağı harekete geçmişti.

Bir jumbo jeti 240 ton ağırlığındadır, kanat açıklığı 60 metre, uzunluğu 75 metredir ve kuyruk bölümü yedi katlı bir bina yüksekliğindedir. O pazar günü saat 17:07’de bu boyutlarda iki uçak, biri çok ağır, diğeri saatte yaklaşık 270 km hızla, birbirlerine yaklaşıyorlardı.

Hollanda jetini ilk gören, pan-am ikinci pilotu robert bragg oldu. ‘Sisler arasında bir ışık gördüm. Önce bunu pistin ucunda duran KLM sandım, ama birden ışıkların üzerimize doğru geldiğini fark ettim.’

‘Pistten çık, pistten çık!’ diye bağırdı bragg. Kaptan pilot grubbs ise, ‘pistte biz varız! pistte biz varız!’ diyordu.

Grubbs, gelen uçaktan kaçınmak için, uçağını 30 derecelik bir açıyla çevirmeye girişti. Ama çok geç kalmıştı. KLM çok hızlı geliyordu. ne durabilir, ne de herhangi bir yana sapabilirdi. Dönüşü olmayan noktayı aşmıştı.

Kaptan pilot van zanten, son anda uçağının burnunu havaya dikti. Havalandıktan iki saniye sonra klm uçağı saatte yaklaşık 300 km hızla pan-am’a çarptı. Klm’in burnu diğerinin pilot bölmesine çarptı, pilot bölmesi ile birinci mevki bölümünün tavanını parçaladı. Kanatların altındaki dev motorlar, hemen ardından amerikan uçağına çarptılar. İskele motorları arka bölmeleri parçalarken yolculardan çoğu o anda öldüler.

Klm uçağı pan-am’ın üzerinden geçip piste düşerken binlerce parçaya ayrıldı. Hollanda uçağından kimse kurtulamadı. Pan-am’dan kurtulanların çoğu ya en önde, yada çarpışmanın aksi yönü olan solda oturuyorlardı. çarpışmanın şiddetiyle uçağın sol yanı da parçalanınca yolcular ya yere atlayarak yada darbenin şiddetinden dışarı fırlayarak kurtuldular.

Bu birkaç saniye süren felaketten kulenin haberi olmamıştı. Tenerif üzerinde uçan bir ispanyol uçağı kulenin konuşması arasında araya girerek iniş izni istedi. ‘Lütfen araya girmeyin!’ diye azarladı uçağı kulede bulunan görevli. ‘Klm’i çağırıyorum.’ ama klm diye bir şey kalmamıştı.

Birden esen rüzgar sisi aralamıştı. Kontrol kulesindekiler karşılarında alevler içinde bir jumbo jet gördüler. Birkaç saniye sonra ikinci bir aralıktan boeing’in enkazı görüldü.

Telsizlerde karmakarışık sesler vardı şimdi: ‘bir jumbo yanıyor…’ ‘hayır iki tane.’… ‘pan-am 1736 ile konuşabiliyor musun?’… ‘kontrol kulesi, pistteki yangını gördünmü?’… ‘itfaiyeler!itfaiyeler!’. Havaalanında görevli küçük kurtarma ekibi hemen olay yerine koştu. Ancak yapabilecekleri birşey yoktu. Klm, parçalanmış bir enkazdı. Pan-am ise, cayır cayır yanıyordu. Kaçabilen herkes, ilk bir iki dakikada kaçmıştı.

Yolculardan çoğu çarpışmadan sonra bile, şaşkınlıktan donakalmışlar ve güvenlik kemerlerini çözmedikleri için alevler içinde can vermişlerdi. Pan-am’ın 370 yolcu ve 16 mürettebatından 300’den fazlası, çarpışmanın ilk birkaç dakikasında ölmüşlerdi, 60 da ağır yaralı vardı. ama klm’in 239 yolcu ve 15 mürettebatından tümü ölmüştü.

Kule ile pilot arasındaki communication ve uçaklar arası communication ve uçak içi communication’ın bu kazada ne kadar önemli olduğu anlaşılmıştır. Sistemlerde ve personellerdeki en ufak dalgınlık yüzlerce insanın canına mal oluyor.

Doğukan YAVUZ