SECDE’YE UÇMAK

2919

Benim için uçuş dünyadan kopuş. İçinde kaybolduğum dünyayı yeniden buluş. Boğulduğum derin ve gürültülü denizi bir de kıyısından seyrediş. Mutlaka cam kenarına oturmaya çalışırım. Kalkış anını hayatımın hiçbir anına denk gelmeyen tatlı bir heyecanla beklerim. Motor uğultusu etrafımı sardığında, kendimi ve uçağı şeffaf bir yastığın içinde hayal etmek rahatlatır beni. Kuş tüyü yumuşaklığında bir uçuş tasavvur ederim.

Yükselirken, gözümü yerden ayırmam. Çünkü olağandan olağanüstüne çıkıştır benim için irtifa alışlar. Bu sırada, gözümde büyüttüğüm şehir küçülür, hayallerim büyür. İnsanların kulağında belli belirsiz bir uğultu haline gelir varlığım. Ben de üzerinden geçtiğim şehirlerin kendilerini önemli sanan adamlarına öyle bakarım. Ters yüz olur her şey. Üzerinden bir dakikadan az bir zamanda geçiverdiğimiz şehirlerin, kasabaların, köylerin kim bilir ne gizli dertleri, ne büyük kavgaları vardır. Onların büyütmelerine ben de acıyla bakarım. Bir melek bakışı siner gözlerime. Kendi büyüttüklerimi de gözden geçirme fırsatı bulurum böylece.

Hava bulutluysa, gri gökyüzünün birden mavileştiği, bulutları pamuk tarlası gibi altımıza aldığımız an benim için doyumsuz bir zevktir. İşte o an, gerçekliğin ne kadar da değişik yüzleri olduğunu fark ederim. Aşağıdakiler için hava kapalı benim için ise mavi ve beyaz. Bulutların üzerimizde bekleşmesini muhteşem bir iyilik olarak görürüm ve aşağıdakilerin-ben aşağıda olduğumda da benim-ne kadar nankör olduğumuzu fark etme zamanı gelir. İyilik üzerimizde bulutlar gibi bol ve yumuşak, sessiz ve teklifsiz dolaştırıldığını yeniden görürüm.

Kabin içinde her şeyi normalleştirmeye ayarlı çabaların aksine, uçuş süresi ne olursa olsun, bu sıradışılığı hiç incitmem. Daha bir ciddiye alırım hayatı. Dünya üzerindeki uçarılığımızı seyrederim cam kenarından. İnanılmaz gelir zirvesine asla adım atamayacağım dağları yukarıdan seyretmek. Hele de geceleri karanlığa serilmiş altın taneleri gibi gözüken bir şehirler. Onlara edilen iyilikleri tahmin etmeye çalışırım. Yukarıdan dua yağdırırım üzerilerine.

Tanımsız bir ayrıcalığın içinde biraz mahcup biraz ürkek büzüşüp kalırım çoğunlukla. Bu anlamda pek rahatladığımı söyleyemem. Normal görmedim hiçbir uçuşumu çünkü. Hatta hak ettiğimi düşünmem uçmayı. Çok sık uçtuğum halde, ilk ve son defadır her uçuşum. Sonsuz ufkun berisinde kolayca yitebileceğimizi bilmek, derin bir huşuya sevk eder. En şaşırtıcı olanı da, hep kâğıt üzerinde gördüğüm ama bana şakaymış gibi gelen harita detaylarını aynen görebilmek.

Başkalarının belirsiz bir uğultu kadar önemsiz gördüğü bir hayatın ortasında yer almak çok şaşırtıcı bir gerçek. Hepimiz aslında bir uçuşta gibiyiz ömür boyu. Kendimizi dünyanın direği bilecek kadar, başköşede görecek kadar önemli biliyoruz ama gittiğimizde geride pek de bir şey değişmiyor. Uçuş, hep teorisini kurduğum ve dillendirmekte zorlandığım bu gerçeği fısıldıyor kulağıma..İşte o zaman eksikliğimi kimseler eksik görmezken varoluşumu önemli görüp de beni var etmeyi tercih eden Yaradan’ı daha çok hatırlarım. Uçuşum secde olur; secdeye uçarım her seferinde…

Senai DEMİRCİ.